Nicealem

Osmanlı’da Ramazan Bir Rüya Kadar Güzeldi

Osmanlı’da Ramazan Bir Rüya Kadar Güzeldi

Osmanlı’da Ramazan Bir Rüya Kadar Güzeldi

Ceddimiz o kadar şerefli bir yaşantıya imza atmıştır ki Ramazan ayında adeta o derin kültürün meyveleri toplanırdı. Özellikle payitahtın başkenti olan İstanbul’da Ramazan, coşkulu bir hazırlıkla karşılanırdı. Evler, caddeler, sokaklar, camiler, dükkanlar, türbeler daha bir özenli, daha bir düzenli, daha bir temiz idi. Bizim bugün bayramlarda yaptığımız genel temizlik Osmanlıda Ramazan’la birlikte başlardı.

Camiler en güzel mahyalarla süslenir, davulcular en yeni manileriyle renklendirirdi sokakları. Cumbalı, aşı boyalı evler tatlı bir telaşa bürünürdü. İftar ve sahur sofraları eşsiz yemek kültürümüzün bereketiyle coşardı. Misafir eksik olmazdı sofralarda. Yemekler yenilir, şerbetler içilir, ihtiyar bilgeler asırlardan gelen kültürlerini genç nesillere mizahi yönden aktarırlardı.

Sarayda ve konaklarda da büyük iftar sofraları kurulurdu. Sofralar eşsiz Osmanlı yemeklerini, tatlılarını, çorbalarını, şerbetlerini barındırırdı. Sofralar ihtişamlı olduğu kadar ölçülüydü. Her yemek ve içecek birbirini dengelerdi. Top atılır atılmaz zeytin, hünnap, şerbet, ceviz, sucuk gibi iftariyeliklerle oruç açılır sonra hep beraber akşam namazı kılınırdı. Ardından ana yemeğe geçilirdi. İftar sonunda kahveler sunulur ve soğutulmadan içilirdi.

Sadrazamların, paşaların, devlet büyüklerinin, zenginlerin sofraları belirli usuller çerçevesinde zengin-fakir herkese açık olurdu, asla ayrım yapılmazdı. Sofralar ayrı ayrı hazırlanır fakat herkese çorbasından ana yemeğine, şerbetinden tatlısına kadar aynı özenli ikram ve izzette bulunulurdu. Ev sahipleri bununla da yetinmez, büyük bir edep içerisinde gelen konuklara keselerin, özel bohçaların içerisine koydukları altınları, gümüş tabakları, kıymetli eşyaları hediye olarak “Diş Kirası” adı altında verirlerdi.

Padişah halkın sıkıntı çekmemesi, maddi-manevi her türlü ihtiyacının karşılanması için maiyetine emirler verirdi. Cuma günleri bizzat kendisi belirli bir usul çerçevesinde halkın şikayetlerini, isteklerini bir kafes ardında dinler ve gerekenlerin yapılmasını emrederdi. Bu gelenek sadece Ramazan ayında değil her Cuma yapılırdı. Ancak Ramazan ayıyla birlikte halkın ihtiyaç içerisinde kalmaması için padişahın emriyle, devlet tarafından halkın isteklerinin yerine getirilmesine azami özen gösterilirdi.

Saray geleneğimizde padişah Kadir Gecesi’ni Ayasofya Camii’nde ihya ederdi. Sarayda Ramazan gecelerinin değeri iyi idrak edilir ve tam bir ilmi hava içerisinde, padişah ve büyük alimlerin katıldığı sohbetler, huzur dersleri gerçekleştirilirdi. Ramazan ayı geldiğinde halk ilk cumayı Ayasofya’da, ikinci cumayı Eyüp Sultan’da, üçüncüyü Fatih Camii’nde ve dördüncü cumayı Süleymaniye Camii’nde kılardı. Cami halıları görevliler tarafından gül suyuyla ovulur, temizlenirdi. Cemaat mis gibi gül kokuları arasında namazını eda ederdi.

Ramazan’da davulcuların hakkı da gözetilir ve bir mendilin içerisine konulan çil altınlar davulcuya hediye edilirdi. Zengin konaklar bugünün zenginleri gibi değildi. Ekmeklerini, aşlarını sadece Ramazan’da değil diğer aylarda da fukarayla paylaşır, maiyetlerini, yanında çalışanları, semtlerindeki fakirleri daima kollarlardı. Ramazan alışverişi yaparken kendi ihtiyaçlarının yanında ihtiyaç sahiplerinin de yardımına koşarlardı.

Şehirde, gündüz işiyle gücüyle meşgul olan insanlar akşam vakitlerinde şehir sokaklarını canlandırırlardı. Caddeler, sokaklar ışıklandırılır, camiler teravihe gelen cemaatle dolup taşardı. Hazırlanan büyük mahyalar şehrin büyük bir kısmını belirli bir zamana kadar aydınlatır ve ışıklandırma fenerlerle takviye edilirdi.

Ramazan ayında verilmesi gereken fitre ve zekatlar Osmanlı nezaketinin ve terbiyesinin gerektirdiği şekilde, Ramazan ayından önce Şaban ayında verilmeye başlanırdı. Ki fukara erzağını önceden tedarik edip sıkıntı çekmesin diye. Medrese, kütüphane gibi mekanların çevresine sadaka taşları konulur ve insanlar yatsı namazından sonra, gece karanlığında kimse görmesin diye ihtiyaç sahipleri için sadaka bırakırlardı. İhtiyaç sahibi insanlar da sadaka taşından kendilerine yetecek miktarı alır gerisine el sürmezdi. Yapılan her iyilik, her maddi yardım büyük bir edep içerisinde yapılırdı. İnsanların haysiyetleriyle oynanmaz aksine büyük bir hürmetle ve edeple yardımda bulunulurdu.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ